DUVARLARIM
9/5/2008 ·
Yaşamın dört duvardan ibaret olduğu günler yaşadım bir hayli
Kuşkusuz duygular vardı bu dört duvarı koskoca dünya kılan
Narin zarif her an avcundan uçaçak sandığım
Cennet bahceleri gibi sarı mor laleli dört duvarım
Taki dört duvarın dışında ezilene kadar
DOSTLARIM ŞİFRELİ AKRABALAR NOKSAN
8/4/2008 ·
bulutlu günlerde sıkıntılı seyrek damlalar var alnıma vuran
dostların şifreli, akrabaların noksan.
yardımlaşma ölmüş ahmak ahmak aileleri dahada çekirdek etmişler
kardeşlik yerine sadece evlatlar sunulmuş eylemlere
eylemler eylenmişler yeteri kadar bizimle
bu yüzden tadımız ekşi
belkide eylemler çalmış eğlencemizi neşemizi
itirazım var insan oğluna kendimizi anlamış ahmaklarız çoğumuz
mülkün şehvetine saplanmışız
hak'ka yakın gibiyiz hepimiz
farkında değiliz haksızlıktan yana sözlerimiz...
ZARARI KEYFİNDE SAKLI HAYALAR
9/3/2008 ·
sana
ait olanlarla yaşıyorum zifir biraz daha zifir sanki
geceler
biraz daha tuhaf
bu
geceler yalnızken güçlü
satırlarsa
içinde sen olduğunda
ne
zaman onsuz kalsam ne zaman kendi zihhnimde sanık olsam
hükmü
yitirmiş an'lar hükmü yitirmiş anılara
mahkum
köşedeyim
anasına küsen çocuk gibi başım eğik dönüpte bakan yok duyguları sömürsekte
nafile.
yıldızlara
sarılmak istiyorum aslında sabah hiç olmasın
hep
ama hep gece kalsın zaman
sabaha
karşılarım gün ağrıları
orta
direk her ailede günübirlik deniz sevincini tadan bir çocuğun yürek ağrıları
işte
bu gün üzüntülerimin ardına saklanan buna benzer bir ağrı...
yıldızları
tutamam hep gökyüzünde ama kabullenirim sabahı
sarma
sigaralara tütün sarmak gibidir, sarılmak gibidir hayat
sabahın
karşısında duran gece ateşini alınca güneşiyle sigara gibi tüttürmelisin hayatı
zararı
keyfinde saklı olan
YAPAY YILDIZ
17/2/2008 ·
ufalanmış tahıllar gibiyiz
ekmek olmayı yem olmayı bekleyen
ufalanmış toz olmuşuz
rüzgarda savrulmuşuz yok olmuşuz
dağların etteklerinde evlerin lambaları yer yüzünün yıldızları
yapay yıldızlarımıza o kadar aldanmışızki gök yüzüne bakmayan olmuşuz
ILIK TELEFON SESLERİ
12/3/2007 ·
.....
Sen derken yürek titremeli sevmek o zaman sevmek.
sevmek göğüs kafesimle uyuyan baş
peki ya sevda?
oda hasretin mecazlaşıp somut bir tasaya dönüşümü
her bitiş yeni bir başlangıç tezi doğruysa
benim bitişimde sen başlangıcımda
yeni ayrılıklar senlikler sensizlikler
rengimiz hep aynı ılık bir telefon sesi kadar mavi
fazla söze luzüm yok
gözlerinin karasında saklı soyutlukların gölgesidir yüzümüzdeki gülümseyiş
gerisi hikaye
BİLMİYOR GECELER
19/2/2007 ·
bilmiyor geceler nasıl keyfi kacar insanın
bu yüzden usülsüz gelir gecersin bir istanbul poyrazı gibi
asıl üşüten poyraz değilde izmirde sensiz esen imbat
gurbeti tadan her insan anlar sevdanın nasıl estiğini
üşüten değil istenilen aslında
bahardan kalma sıcacık meltem
ben bir mechul yine gururunda kaybolan
her ne kadar hiçe saysakta kimi zaman gelip vurmaları yokmu insanı
vurulamalar vurgun yemeler
yok yok ...
bilmiyor şu geceler nasıl keyfi kacar insanın
ben baharda bekleyeceğim meltem rüzgarı içine karışarak
belki saçlarına değebilirim o zaman
SEVDA VERGİSİ
10/2/2007 ·
kaç kere devirdik sözleri yılların devrikliğinde
anlaşılmazdı çoğu zaman kadın
sacmalık sebepler kuşatırdı dört yanı
erkek aldatır aldanır
aldatmadan alacaklı olur
pişmandır
ağır vergiye tabidir bu durum
mühebbettir çoğu zaman bazen af çıkar, çıkarda sabıkasıda yanındadır
işsiz kalmıştır artık sevda sokağında elinde sabıkasıyla
duygusaldı kadın
fakat erkek kıyamazken zalimce cezaları veren yine kadın
eh ne diyelim sevdanı vergisi ağır
mutluluk ararken düşülen gaflet
mutluluğu sakınanın değil arayanın suçu
TÜKENTEN
27/1/2007 ·
susamış topraklar şafakları öper ufukta
sesiz sedaasız karanlık çöker akşamüstleri
yalnız yanlı küsmeler üzmeler
hüzünlü gülümsemeler dolar ruhuma
eski dede evinde bayramlaşma sevinci tadında...
azad edilmeyi bekleyen sıcakcık sevincler yaşardık biz eskiden
çoğu zaman tükenmez kalemi tüketen anılar yazarken,
demli bir çay kokusu kış ve yağmur sarmıştır yanlızlığı,
yada kömür sobasından yayılan mandalina kokusu
ne zaman o kokuyu duysam
tükenmez kalemi tüketen tüketen kelimeler düğümlerim satırlara
güne- bakan
20/1/2007 ·
pencere ardından kış ayazına bakmak kuşları izlemek ne güzel
güneşi kovalamak günebakan olmak ne güzel
günebakanın boynu bükük gecelerde
ne geceden memlun nede günebakansızlıktan insan
güne ne kadar bakabildiğimiz bilinmez fakat
aydınlığın ardından dağlara bulanan güneşe iki çift veda sözü olmalı eksilen ömüre sitem nidasında
GÖZLERİ KARA SÜRME
5/1/2007 ·
Titrekrek bir soluk çıkar sabaha karşı nihavent heyecanlarımdan
sana sahiplediğim sen diye sebeplediğim
çok oyuncak kıran çocuk olmadım hiç
kırsamda sağlam saydığım
oysa büyüdüklerinde çokta kalp kırarlar onlar
çünkü alışmıştırlar bir yenisine
bana kırıklarla yaşamak o zamanlardan kalma
şimdi soracak olursan şikayetim yok'ki benim
oyunlarım artık gönül üzerine
masmavi deniz kıyısında
gözleri kara sürme,
kara kaş,
örgülü kara saç,
rüzgara rüzgar saçan koyu rimelli kara kirpikler,
yüreğime heyecan savuran
soluğumu titrek eden
boydan çiçek elbiseli, çiçek kokan
elbisesi yüzünden ayrık olmayan kara çiçeğim...
çocuk yüreğime karşılık çocuk yüreğin,
aynanın arkasına sır derler; gözlerimde kaybolunca sen,
aynalar haklıymış meğer
gördüğüm siluet ne kadar ben olsamda sendin yansıyan
« Önceki ::